Mayın Tarlası’nın filmi
16:11 | 10 Ağustos | 2007Windows işletim Sistemi’nin en popüler oyunlarından Mayın Tarlası beyaz perdeye uyarlanıyor[ing].
Windows işletim Sistemi’nin en popüler oyunlarından Mayın Tarlası beyaz perdeye uyarlanıyor[ing].
Aslında baya oldu geleli, ben de uzun zamandır not etmek istiyordum.
Nvidia’nın (reklam olmasın modeli geçelim) yeni kartı şöyle numaralar yapabiliyor(2560×1600 çözünürlük iki tık uzakta):

Videosu da var[WMV].
Çalıştırılabilir demosu da mevcut ama kimin umurunda.
Notun Devamı »
Son zamanlarda yerli yabancı sanal ortamlarda Moore yasası hakkındaki atıp tutmaların sıklaştığını görünce konuya el atmak gerektiğine karar verdim. Yok efendim bilgisayarların gücü üç ayda on katına çıkarmış, yok altı ayda beşte birine düşermiş, falan da filan da. Ufak atalım da civcivler aç kalmasın.
Buyrun:
Kimdir bu Moore?
Bu konuda tam bir bilgi yoksa da yasada ismi geçen kişinin, yasayı ilk ortaya atan İntel’in kurucularından Gordon Moore olduğu sanılmaktadır. Moore’un öğretmenine göre, kendisi çok çalışkan bir çocukluk geçirmiş ve tarladan karga kovalamaktan tutun da yumurtadan civciv çıkarmaya kadar her türlü dehacık işlerine el atmıştır.
Nedir bu yasa?
Zamanında Gordon Bey bakmış ve görmüş ki yongalardaki transistör sayısı her iki senede bir ikiye katlanmakta (On puanlık uzman sorusu: Her sene kaça katlanmaktadır?). Bilimsel yüzümüz olması ve “hangi yonga?” gibi soruları savuşturabilmek için transistör başına maliyetin en ucuz olduğu süreçte, birim yüzeydeki transistör sayısı (=yoğunluk) diyelim.
Ne bilimseli?
Lakin biz ne kadar bilimsel tanımlamaya çalışırsak çalışalım, yasa fizikten çok ekonomik bir yasadır. Yani tamamen gözleme dayanıp, ilahi adalete tabii değildir. Kimileri rekabet standartlarını tanımladığından elektronik piyasasının sürücü kuvveti olduğunu düşünse de asıl sürücü kuvvetin yasanın popülerleşmeden önceki kuvvetten farklı olduğunu düşünmek, günlük girdilerinde uzun uzun, kasıntı ve anlamsız cümleler kurmaktan farklı değildir.
Hangi güç?
Yasa hiç bir şekilde işlemci gücünü tanımlamaz. Her ne kadar işlemci gücünün (ya da işlem hızının) evrensel bir tanımı mevcut olmasa da, iki çekirdeği bir yongaya sığdırmanız size iki kat güç vermez, nasıl tanımlanırsa tanımlansın.
Son-uç
Sayıların ve tanımların forum ve günlüklerde ukalalık yapmaktan başka hiç bir önemi yoktur. (Zaten 18 ay daha yaklaşık sonuç verir!.)
Moore Yasası özetle yonga üretim yetisinin (dolaylı olarak tasarım karmaşıklığının) zamana göre üstel bir şekilde arttığını ifade eder. Üstelliğin getirdiği kararsızlık yasanın eninde sonunda kırılacağı anlamına gelir. Bu beklenti bir kaç senede bir “çöktü çökecek” kehanetlerini çığırttırmışsa da yasa önüne koyulan engelleri başarıyla aşmaya devam etmiştir. Yazarın oldukça sıkıcı bulduğu yasanın tek ilginç yönü budur.
Devamı bir gün: Hatasız kul olmaz, karmaşıklığın getirisi….
Beş aylık tatilden sonra, affedilmez ihmalimizi sona erdi vaktimiz gelmiş. Duyurulur…
Bu arada, uslanmaz bilim insanı Avaris kendine bir adet site, kişisel ortamının parçası olarak da bir adet günlük yapmış. Her ne kadar iki aylık performansı benden çok iyi olmasa da -şu dakika itibariyle beraberliği yakaladım- ısınmaya başlamasıyla hayalimdeki felsefi ve bilimsel düşünsel dürtüleri gerçekleyeceğine hiç şüphem yok (rınnn rınnn).
Sun Java’dan sonra Fortress’i de serbest bırakmış[ing](önsürüm).
Çiçeği burnunda dil, “yüksek başarımlı hesap-kitap işlerine” el atma amacıyla tasarlanmış. Java’ya misafir olması sebebiyle yüksek başarım umudumuz pek olmasa da matematikten anladığına şüphe yok. (bkz. Fortress Fortran isim benzerliği)
Dil, sosyetik ve işlevsel dillerden (ML ailesi, Eiffel, Scala vb.) ne bulduysa araklamaktan utanmamış.
Nesne yapısı, istisnalar, tür çıkarımı, n’liler, parametrik türler, birinci sınıf işlevler, kuyruk özyineleme eniyilemeleri, sentetik geliştirilebilirlik, sözleşmeler, bölünmez işlemler ve elbette ki matris ve kayıpsız sayı desteği ile göz kamaştırıyor. (Bakış açısına göre baş da döndürebilir.)
Parametrik çokşekillilik iddiası biraz tartışmalı bölgede. Gelişmiş bir şablon desteğinden öte gitmiyor gibi. Öte yandan fazla yükleme desteği de var görünüyor (Java da ucundan bulaşmış yani). Bu ikisi ışığında tür çıkarımı da ne kadar başarılı olabilir merak konusu.
Aslında dilin sentetik ilginçlikleri de yok değil; sapına kadar “Unicode” desteği (ASCII dışı işleç (operatör) ve tanımlayıcılar), çarpma işlecinin seçeneksel olması, rastgele boyut ve derinlikte matris girişi vb.
Örneğin “15 a” ifadesi “15 * a” ile aynı anlama geliyor. Fakat “a 15″ ifadesi a(15) anlamına da gelebiliyor (a işlevinin 15′e uygulanması). Kağıt kalem alışkanlıklarını yaşatma çabaları gibi görünen bu “çeşitliliğin” getirdiği karışıklık yanında ML tadında sade bir “Curry”leme[ing] desteğini de imkansız kılması birinci sınıf işlevlerini yaya bırakabilir.
Dilin değişken tanım ve atamaları da tartışmaya açık nitelikte.
isim = ifade
şeklinde bir kod parçası yerine göre “sabit değişken” tanımlarken (mesela “let” tadında, yerel etki alanında), yerine göre Bool veritüründe eşitlik sorgu ifadesi olabiliyor.
Dil, değişmez nesneleri normal nesnelerden ayırıyor. Böyle bir nesnede, programcı nesnenin alanına yeni bir atama yapmak isterse:
değişmez_nesne.alan := ifade
derleyici hata vermek yerine sessiz sedasız bildiriyi değiştiriyor;
değişmez_nesne := Değişmez_nesnenin_yapıcısı(alan=ifade, diğer_alanlar=değişmez_nesne.diğer_alanlar)
Bir başka deyişle, “değişmez_nesne” tanımlayıcısı yeni bir nesneye bağlanıyor ve eski “değişmez_nesne” gölgeleniyor.
Her ne kadar nesneleri (belirli bir alan hariç) kolayca kopyalayabilmek çok yararlı bir yeti olsa da, dilin her fırsatta mevcut yapılarına fazla yükleme yapması, zaten “her özellik olsun” yaklaşımından dolayı tehlikede olan sadelik zarafetine bir darbe daha vuruyor.
Maymun iştahlılıktan ve Java bağımlılığından çok çekeceğe benzeyen dil, akademisyenlerin, Sun ismiyle gözü kamaşan Java programcılarının ve nesne güdümlü/işlevsel paradigmalarının her türlü deneysel birlikteliğini merakla izleyen Defter yazarlarının ilgisini çekebilir.
Kaynakça: Fortress Tanım Belgesi[2.2 MB PDF][ing]
(Bitmek bilmez kangal ve çita muhabbetinden sonra benzer yaş grubuna hitap eden bu başlığı atmadan edemedim)
(Flash/Gnash sevmez GNU/Linux severler Google Video’dan indirebilir.)
İlk kitabın uyarlaması, dizinin son filmi “Casino Royale”, yer yer bildik eski, yer yer bilmedik yeni, yer yer de bilmedik eskinin renkli bir karışımı.
Alışılmış bol hareketli sahnelere yeni nesil gençleri çekebilmek için daha çağdaş yumruk yumruğa mücadele eklenmiş. Bunun yan etkisi midir bilinmez yeni Bond’a gereğinden fazla steroit dayamaktan kaçınılmamış.
Gereksiz fiziki gelişmişlik karakter eksikliğinin göstergesi olsa da karizma bakımından eskilerini pek aratmıyor Daniel Craig. Üstelik egosuyla barışamamış, çift sıfırını yeni almış çiçeği burnunda Bond olmasına rağmen. Her zamanki gibi özgüven fazlalığı, bol keseden dağıtılan şans kredileriyle dengeleniyor, (olasılık katliamı).
“Genç Bond”un kırk yaşına merdiven dayaması ise ayrı konu ama bildik Bond’un kişilik oluşumu az çok başarıyla veriliyor.
Genel olarak, eski formül, çağdaş makyaj, yerinde çömezlik, sıkmayan aşk, bayatlamış diziye yeni soluk ve daha geniş kitleye yayılma imkanı veriyor.
Öte yandan “öldürme yetkisi”nden çok öncesini, MI6′e girişini de görebilseydik hiç fena olmazdı.
Sun’ın özgür bırakması ile Java ticari şirketlerin yazılımlarını özgürleştirme sürecinin en ilginç örneklerinden biri olarak tarihe geçti.
Kısa bir tarihçe:
1991 Haziran: Gosling yapacak işi olmadığından Oak’a başladı
1995 Çıkmaz ay: Java’nın 1.0′ı
1997 Ekim: Sun’dan Microsoft’a 35 milyon dolarlık “Java’yı mıncıklama” davası
1998 Eylül: Cygnus’dan GCJ’nin ilk başları
2001 Ocak: Microsoft’tan Sun’a “al şu 20 milyon doları”
2002 Ocak: Microsoft’tan “.net gösterecek Sun’a Anya’yı Konya’yı”
2003 Nisan: Yazar’dan Sun’a “Salak mısın açsana” çağrısı
2004 Şubat: IBM’den Sun’a “dinle şu Yazar’ı”
2004 Nisan: Sun ile Microsoft’un “barış” anlaşması
2004 Haziran: Novell’den “özgür” .net (Mono’nun 1.0′ı)
2005 Mart: Yazar’dan Sun’a “Ya açarsın ya kaçarsın” çağrısı
2006 Kasım: Novell ile Microsoft’un ile patent anlaşması
2006 Kasım: Sun’ın (kitaplık hariç) Özgür Java’sı
(Aslında yazar, “Özgür yazılım dünyayı şekillendirmiyor da kim şekillendiriyor” gibi abuk soruları geçip, bu güne kadar özgür olmamasını savunan Java geliştiricilerinin “yeni dünya”daki tutumlarını merak etmektedir.)
Gölköy adında bir yer varmış gelibolu’da
Televizyonda gösterdiler geçen gün.
Gelenek edinmiş köy halkı,
“ben kendimi bildim bileli bu böyledir”
Diyor muhtar:
29 ekim’de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını…
Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi
Kirvesi tutmuş kolundan
Yatırdılar bir kamp yatağına,
Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
Elinde bıçağıyla,
Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
“yaşasın cumhuriyet” diye
Bunun üzerine de ekran karardı
Korkarım bu, sade gölköylülerin değil, umumuzun
Sade küçüklerimizin değil, büyüklerimizin de
Düştüğü bir tarihsel yanılgı
Çünkü sünnet değil, farzdır cumhuriyet
Can Yücel